Adres Bahane

Önemli Olan İçerik ;)

Adres Bahane

HES projeleri hakkında

HES Projeleri Hakkında

Hükümet enerjide dışa bağımlığı bitirecek dediği ve olmazsa olmaz diyerek direttiği HES’leri STK’lar bir rant projesi olarak tanımlıyor. İddialar oldukça çarpıcı. Amaç Türkiye’nin enerji bağımlılığını bitirmek değil özel şirketlere rant sağlamak.

Adres Bahane Editör Notu : Bu projelerin sahiplerinden hiç birinin doğayı, ekolojiyi, kuşları hayvanları ve börtü böceği düşündüğü yok! Düşünün lütfen; 2 milyon USD yatırım yapıp, kısa sürede bu parayı çıkarıp kâr etmeye başlıyorsunuz. Kimin uğrunda DOĞA!? Karşı çıkanlar isyan ediyor, yandaşlar ise “hükümetin bir bildiği vardır” deyip geçiyor! 2023’e kadar 4000 tane HES yapılması planlanıyor… Merak etmeyin bir gün gelecek sizin köyünüze de gelecek bu HES denen DOĞA KATLİAMI PROJESİ. Burada KÂR veya ZARAR konusu para ile ölçülemez. Burada hayatımız, YANİ DOĞA söz konusu. Gürül gürül akan nehre bakıp da, BU NEHİR BOŞA AKIYOR demek, ABESLE İŞTİGALDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR ve CEHALETE KANITTIR!!!

Son olarak İkizdere’nin SİT alanı ilan edilmesi ile birlikte HES projelerinin tehlikeye girdiğini gören hükümet jet hızlıyla Meclis’e sunduğu yasa teklifi ile SİT alanı ilan etme yetkisini Çevre ve Orman Bakanlığı’na vermeye hazırlanıyor.

Yasa Meclis’ten geçtikten sonra daha önce SİT alanı ilan edilen yerler Bakanlık tarafından yeniden değerlendirilecek.

Bakanlık kurulu mevcut doğal sit alanlarından koruma özelliği taşımadığına karar verdiklerinin statülerini sona erdirebilecek. Böylece Kurul bir süre önce doğal sit ilan edilen ve Başbakan’ın büyük tepkisi çeken İkizdere Vadisi için de yeniden karar verme yetkisine sahip olacak. Kurulun, İkizdere’nin doğal sit alanı ilan kararının yanlış olduğuna karar vermesi halinde bölgede 22 HES barajının yapılmasının yolu yeniden açılacak.




Hükümet ve EPDK, HES’lerin Türkiye için bir ihtiyaç olduğu görüşünde ısrar ederken sivil toplum kuruluşları ve bilim insanları HES’leri doğa katliamına neden olarak gösteriyor ve yöre halkları ile birlikte mücadele yürütüyor.

EPDK’nın bugüne kadar verdiği bin 600 lisansla birlikte sayıları toplam 2000 bini bulacak HES barajının kurulduğu bölgenin insan yaşamına ve doğaya ciddi zarar vereceğini savunan STK’lar hükümetin yeni kararı ile birlikte doğanın acımasızca katledileceği uyarısında bulunuyor.

Doğa Derneği’nin hazırladığı haritada kırmızı alanlar Türkiye’nin korumada öncelikli önemli doğa alanları ve bu alanlar yapılması planlanan barajlar ve HES’ler işaretlenmiş.

Haritadan da anlaşılacağı üzere ÖDA’nın (Önemli Doğal Alanları) tamamında HES ve baraj yapılacak.

ENERJİ İÇİN DEĞİL “RANT İÇİN HES”

Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beyza Üstün, HES projesinin bir enerji projesi olmadığını tam tersine su kaynaklarının şirketlere satılarak yeni rant alanları yaratılması olduğunu söylüyor.




Üstün, planlanan hidroelektrik santrallerin derelerin kurumasına sebep olacağını belirterek HES gereçeğine şu sözlerle dikkat çekiyor:”Türkiye’de bulunan ve enerji üretimi yapılabilecek seviyedeki tüm su kaynaklarına sermaye çevreleri adeta parsel parsel sahip oluyorlar. Türkiye her ne kadar su kaynakları açısından çok zengin görünse de son yıllarda başlayan HES’lerle büyük tahribat görmektedir.

Doğayı korumak istiyoruz ama bir yandan kalkınmalıyız, deniyor. Kapitalist düzen o kadar acımasız ki, tersanede kum torbaları yerine insanları oturtarak ölümlerine neden olabiliyorlar.

Su havzalarının paraya dönüştürülebilir olmasına karar verildiğinde katliam da başlamış oldu. Yeşilırmak Havzası’nda 101 tane HES kuruluyor. Bunlardan bir kısmı hayata geçti, bir kısmı halkın yatışmasını beklemekte. HES’lerin hayata geçtiği yerlerde dereler kuruma noktasına geldi. Can suyu veriliyor. Bizim bildiğimiz can suyu insanlara ölüm döşeğinde verilir. Bu da derelerin ne duruma düştüğünü açıkça ortaya koymakta” ifadelerini kullandı.

KAYNAKLAR META OLARAK KİRALANIYOR

Uzun zamandır süren su ve su havzalarının metalaştırılması sürecinde sona gelindiğini ve tüm derelerin üstinde buluna tarihi ve doğal, yapı ile asırlardır etrafında yaşayan insanların ve kültürlerin yok sayılarak en küçük akarsu parçasının 49 yıllığına devredilmiş yada devredilmekte olduğunu vurgulayan Beyza Üstün, şöyle konuştu:”Su kullanım hakkı devredilen havzanın irtifak hakkı da kamulaştırma ve yetki devri ile şirketlere geçmektedir. Tüm akarsular sermaye birikimine doğrudan ürün, meta olarak 49 yıllığına aktarılmaktadır. Üzerine HES lisansı olmayan derelerin de yatakları değiştirilerek lisans alınmış şirketlerin kullanımına verilmektedir. HES için su kullanım hakkına sahip şirketler sahip oldukları araziden yeraltısuyunu da istedikleri gibi çekip kullanabileceklerdir. HES lerin uygulanması sonucunda doğa, tüm canlı yaşam ve geçmiş yok olacaktır. Sürecin sonunda göç, yoksullaşma gibi olası sosyolojik sonuçlar açıkça görülmektedir”

DSİ’DE TAHRİBATI DOĞRULADI

Doğa Derneği’nden Yeşim Erbaşol ise değişikliğin yasalaşması halinde Çevre ve Orman Bakanlığı’nın anasayasının verdiği çevre ve doğanın korunması görevini ihlal edeceğini ve bir yatırımcı gibi hareket edeceğini kaydederek önümüzdeki günlerde daha şiddetli bir doğa katliamı yaşanağını vurguladı.

Pek çok vadide yürütmeyi durdurma kararı olmasına rağmen çalışmaların devam ettiğini ifade eden Erbaşol, “Senoz Vadisi’nde tam üç kez yürütmeyi durdurma kararı alındı. İkizdere Vadisi SİT alanı ilan edildikten sonra dahi çalışmaların durmadığına dair haberler var. DSİ yetkilileri Rize’deki vadileri inceleyerek hazırladıkları raporda HES’lerin doğaya büyük tahribat veriyor”dedi.

HER DEREYE BİRDEN FAZLA HES

Erbaşol, her dereye en az bir bir HES bazılarında ise çok sayıda HES planlandığını da değinerek şunları söyledi: ” SİT alanı ilan edilen İkizdere’de 22 HES planlanıyordu, ki iki tanesi tamamlanmıştı. Trabzon’daki Solaklı vadisinde ise 2 HES’in yanına tam 32 HES daha planlanıyor. HES’lerin henüz küçük bir kısmı yapım aşamasındayken yaşanan sorunların kat ve kat fazlası önümüzde bizi bekliyor. Bir vadiye 34 HES demek, suyun kaynağından denize kadar borular içerisinde akması demek. Damarlarınızda akan kanın %90′ını çekip alırsanız ne olursa bir benzeri de vadilerde yaşanır, yaşanmaya başladı.

KÖYLÜLER NÖBET TUTUYOR!

Yeşim Erbaşol, HES’lere karşı açılan dava sayısının 83′e ulaştığını ve sonuçlanan 41 davadan 39′unda ise yürütmeyi durdurma yahut iptal kararı çıktığını dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer planlanan yaklaşık 2000 HES için de aynı oranda karar çıkarsa, bu 1900 HES’in yürütmesinin durdurulması yahut iptali anlamına gelir.

Mücadele bir yandan da kanunların uygulanmasının sağlanması noktasında veriliyor. Küre Dağları Milli Parkı sınırında yer alan Loç vadisinde köylüler üç aydır 24 saat nöbet tutuyor. Şirket geliyor, çadırlarını yıkıyor. Köylüler, şirket çalışanlarının fiziksel saldırısına uğruyor. Ama yine de oradalar. Yuvarlakçay’da yatırımcının projeden çekilmesini deresinin başında aylarca nöbet tutan köylü sağladı” .

HES’LER TÜRKİYE’NİN ENERJİ İHTİYACINI KARŞILAYACAK MI?

Türkiye’nin enerji açlığının büyük olduğunu ve bu açlığı karşılamak için doğa ve kültürlerin yokedildiğine de dikkat çeken Erbaşol, 2023 yılında hidroelektrik potansiyelinin tümünün kullanılması halinde bile HES’lerin ancak ihtiyaç duyulan enerjinin küçük bir yüzdesini karşılayacağını ve kalıcı önlemler alınmadığı sürece Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığının devam edeceğini iddia etti.




HES’lerin zaten kötü olan tarım, hayvancılık ve turizmi tamamen öldüreceğinde dikkat çeken Erbaşoğlu, ” Bu ülkede tarım bitti, hayvancılık bitti, en temel ihtiyaç için bile Dışa yahut içe bağımlılık fark etmez; her şeyi yok edecek şekilde enerji kullanıyoruz. Büyük bir enerji açlığımız var. Doğamız ve kültürlerimiz yok ediliyor.

Bu yok etme işlemi tamamlandığında, 2023 yılında sözde hidroelektrik potansiyelin tamamını kullandığımızda HES’ler enerji açlığımızın küçük bir yüzdesini doyuracak ve biz daha kalıcı önlemler almadığımız için çok daha büyük bir dışa bağımlılıkla karşılaşacağız. Yanan bir ev, üzerine benzin dökülerek sönmez.Bu ülkede hayvancılık bitirildi, tarım bitirildi. En temel ihtiyaçlarımız noktasında neredeyse dışa bağımlı hale geldik.HES’lerin zaten kötü durumda olan tarım ve hayvancılığa, turizme olan götürülerini de hesaba katmak gerekir.

ORMANLAR ACIMASIZCA TRAŞLANIYOR

Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan ise Artvin’de yaşanakları ise tam bir felaket olduğunu kaydederek, “Burada inanılmaz bir tahribat yaşanıyor. HES’lerde üretilen elektriği taşımak için şimdide ormanları traşlıyorlar. Ormanların içinde 60 metre genişliğinde çift şeritli yollar açıyorlar. Tüm mücadelemize rağmen olağanüstü bir hızla ilerliyorlar. İktidar yanlıları rant için herşeye göz yumuyor” şeklinde konuştu.

”Bunun adı cansuyu değil can çekişme suyu” diyerek barajların sucul sistemi de yok ettiğinin altını çizen Karahan, ”Doğal hayat kayboluyor. Baraj yapmından önce en az bir yıl doğal hayatın izlenmesi ve kararın bundan sonra verilmesi gerektiğini söyledi.

Karahan, pek çok kişinin HES’lere odaklanmışken dağlarda sessiz sedasız yüksek gerilim hatlarını için traşlamalar yapıldığını belirterek şunları söyledi.” Kesilen ağaçlar için DSİ’ye bir bedel ödendiğini duyduk. Şirketler sadece santralin işletme hakkını almıyor adeta o bölgenin yeraltı suyuna, dağına ağacına herşeyine sahip oluyor.

Tepkilerimizi bundan sonra daha şiddetli duyurmaya devam edeceğiz. Ancak, aramızda rant için şirketleri bölgeye davet edenlerde var. Mücadelemiz süremiz sürecek”

TAVŞANA KAÇ TAZIYA TUT TAKTİĞİ

Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu ise Ekim ayında Karadeniz’de yaptığı inceleme gezisi sonrası yaptığı açıklamada enerji ihtiyacının kaçınılmaz olduğunu ve EMO’nun HES’lere karşı olmadığını ancak ülke kaynaklarının özel sektöre peşkeş çekilmesine karşı olduklarını dile getirmişti.




Açıklamada, kamuya üretim yatırımları yasaklanırken özel sektöre kapıların sonuna kadar açıldığını ve “Tavşana kaç tazıya tut politikası uygulandığına yer verilerek enerji kaosunun yaratıldığını ve sürüklendiği enerji yada çevre ikileminin dayatıldığı vurgulandı.

Açıklamada şu görüişlere de yer verildi:”Ancak ortada yalın bir gerçek var ki, HES projeleri, gerekli bilimsel altyapı oluşturulmadan uygunluk ve yeterlilik kriterlerine bakılmadan, tek yanlı anlayışla, elektrik enerjisi ihtiyacının arkasına sığınılarak hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.

Türkiye genelinde yapılması planlanan 2000’e yakın nehir tipi “HES”ler alternatif bir enerji kaynağı olsa da bu projelerin inşaatı ve işletmesi sırasında uyulması gereken kurallar, yasal düzenlemeler vardır. Bu kuralların, projelerden etkilenecek yerel halkın ve STK’lerin görüşlerine başvurulmadan belirlenmiş olması, telafisi güç maddi manevi sorun ve sıkıntılara, zaman kaybına yol açmaktadır.

Ayrıca HES projelerinin hayata geçirildiği bölgelerdeki halkın, flora ve faunanın proje nedeniyle ortaya çıkan su mağduriyetleri de net olarak değerlendirilememekte, göz ardı edilmektedir. Ülkemizde planlanan projelerde amaç, vadi ve akarsular üzerine “HES”ler kurup onları uluslararası ve yerli dev şirketlere satarak su kullanım hakkının bölge halkının elinden alınmasıdır. Yani amaç “Nasıl daha çok kâr ederiz”dir. Başta Divriği Sincan Çayı üzerinde kurulmak istenen “HES” projesi olmak üzere diğer 16 adet “HES” projesinde gözlemlediğimiz gibi halkın su kullanım hakkı elinden alınmak istenmektedir.”

DSİ 15 ŞİRKETE CEZA YAZMIŞTI

Çevre örgütelerinin uyarıları ve halkın yoğun protestolarına rağmen Rize’de devam eden HES inşaatlarının ormanlarda büyük tahribata neden olduğu gerekçesi ile geçtiğimzi aylarda Çevre ve Orman Bakanlığı ile DSİ raporlarına girmiş ve 15 şirkete 513 bin lira para cezası kesilmişti.

Adres Bahane Editör Notu : Türkiye’nin en büyük problemi denetimsizliktir. Denetimlerde ortaya çıkanlara ceza kesilmiş olabilir ancak denetlenmeyen veya farkedilmeyenler ne olacak peki? Ayrıca ceza kesilmesi de anlamlı değil. Ceza kesilmesi herhangi bir şeyin özrü olamaz!

Raporda, ” Mevcut HES inşaatları nedeniyle açılan su iletim tünelleri ve cebri boruların geçtiği alanlardaki hafriyatların gelişigüzel eğimli arazilere bırakılmasıyla orman alanlarında büyük tahribatlar oluştu. Dere yatakları doldurularak, su akım rejimi ve kalitesi olumsuz etkilenmektedir. Yapılan çalışmalarda gerekli tedbirler alınmadığı için çevre kirliliği oluştu, işletmeye geçmiş tesislerde dere yatağına bırakılacak ihtiyaç suyunun yetersiz, balık geçitlerinin de hiç yapılmamış ya da uygun inşa edilmediği görüldü.” denerek çevrecilerin bugüne kadar ısrarla öne sürdüğü iddialar da doğrulanmış oldu”

Bakanlığın bu raporu sonrası daha önce alınması gereken önlemleri devreye sokmuş ancak inşaatı süren HES’lerin kontrol ve denetimden uzak olduğu gerçeği bir kez daha ispatlanmış oldu.

Adres Bahane Editör Notları : Konuyla ilgili olarak “Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu” şunları söylemiş;

“Lütfen aklımızı başımıza alalım. Bazı tuzu kuru kişiler işin havasında, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Hidroelektrik santraller en ucuz, en çevreci, en emin yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Bundan istifade etmemek tamamen akılsızlıktır. Çevreye hiçbir zararı yoktur. Bir köye götürülen yol inşaatı kadar çevreye mahzuru yoktur. Ama nedense enerjiyle alakalı bazı kurum ve kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları halkı galeyana getiriyorlar. Enerjide çeşitliliği, arz güvenliğini, ucuz enerji teminini, yerli kaynakları harekete geçirmezsek dışarıya bağımlı oluruz. Zaten enerjide yüzde 73 oranında dışarıya bağımlı oluruz. Kalkıp bunları da feda edersek, tamamen bağlı oluruz. Türkiye’nin bunu kaldıracak durumu da yoktur. O bakımdan hidroelektrik enerji kaynaklarımızı, potansiyelimizi kullanmaya devam edeceğiz. Bu konuda DSİ’ye önemli görevler düşüyor. Bilhassa bölge müdürlerimizin vatandaşları ziyaret etmesi gerekir. Bazıları diyor ki, hidroelektrik santrallerinden geçen su zehirli olurmuş, bütün fındıkları kuruturmuş. Ele değse bile yakarmış. Asitikmiş… Bunlar saçma sapan şeyler. Benim bölge müdürüm, şube müdürüm, mühendisin vatandaşa bunun, un öğüten değirmenden farklı olmadığını, nehirdeki can suyunun asla kesilmeyeceğini, bunu garanti ettiğini, uymayanlara çok büyük ceza verildiğini söylemesi gerekir.”

Haydi aklımızı başımıza alaım ve düşünelim hep birlikte;

Yukarıdaki söyledikleri konusunda tabiki Sayın Bakanımız kendince haklıdır. Ancak o da sonuç olarak bilgilendirilen bir kişi olduğundan, -HER ASTIN BİR ÜSTÜ VARDIR- yanlış bilgilendirilmiş ve yönlendirilmiş olamaz mı? Büyüklerin her dediği -BUNA DEVLET BÜYÜKLERİ DE DAHİLDİR- doğru mudur? Burada farklı dinamikler vardır ve sonuç ne olursa olsun, beklenti ne olursa olsun, geri döndürüleyecek bir DOĞA TAHRİBATI söz konusudur ve kimse bunun aksini söyleyemez, sadece aksini İDDİA EDEBİLİR! Aksini iddia edenler ise, yazının başında yazdığım paragraftaki “BU NEHİR BOŞA AKIYOR” diyen düşünme tarzıdır! Bu insanlara sadece “HİÇ Mİ BELGESEL İZLEMEDİNİZ?” demekle yetiniyorum şimdilik!




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.