Beyin Hipertansiyonu – Prof.Dr.Kadir KOTİL

Beyin hipertansiyonu ne demektir?

Her organın kendi basıncı var mıdır veya tansiyonu söz konusu mudur?

-Evet, her organın kendine has bir basıncı veya tansiyonu söz konusudur. Örneğin kalp tansiyonu, göz tansiyonu, mesane veya beyin tansiyonu gibi.

Beyin hipertansiyonunun başka bilinen bir adı var mıdır?

Evet, çok sayıda adla anılmaktadır, idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon, sebebi bilinmeyen beyin tansiyonu, sekonder nedenlere bağlı beyin tansiyonu, psodo tumor serebri,
yalancı beyin tümörü hastalığı gibi değişik adları mevcuttur.



Daha açık tanımını nasıl yaparsınız? Fizyopatolojisinde neler yatmaktadır?

Yüz yıl kadar önce tanımlanmakla birlikte halen nedeni tam bilinmeyen bu tablonun en önemli riski olguların %10’unda kalıcı görme kaybı gelişebilmesidir. Bu nedenle eskiden
taşıdığı selim veya benign gibi sıfatlar artık kullanılmamaktadır. Basınç artışına yol açan en olası patofizyolojik neden olarak ileri sürülen beyin suyunun emilim bozukluğu da henüz
kanıtlanmış değildir. Serebral toplar damar anormalliklerle ilişkisi de araştırılması gereken bir diğer durumdur. Yıllık insidens 100 000 de 0.9-1.7 olarak bildirilmiştir.

Bu rakam 15-44
yaş arasında 100 000’de 3.5 iken genç, obez kadınlarda 100,000’de 19.3 olarak belirlenmiştir. Basınç artışsı olguları içinde obezlerin oranı çeşitli serilerde %71-94 gibi çok yüksek
oranlarda bildirilmiştir. Kadınlarda erkeklerden 4 ile 15 kat daha fazla görülmektedir.

Puberte öncesi çocuklarda çok nadir olduğu ve klinik özelliklerin farklı olduğu bildirilmiştir.
Beyin hipertansiyonunun en sık nedenleri nelerdir?
Tam olarak sebebi bilinen vakarla çok azdır. Ama daha çok kadınlarda ve özellikle şişman olanlarda ve doğum kontrol hapı kullanan genç ve obez kadınlarda, yüksek doz vitamin
alanlarda, sık sık kilo alıp verenlerde, kan pıhtılaşmasına meyilli olan insanlarda, lözemi gibi kan kanserlerinde kan hastalığın bağlı olarak ve daha çok sayıda neden sayılabilir.

Beyin tansiyonu ne demektir?

Beyin kapalı bir kutu olduğundan kendine gelen kan ve kan basıncı ile bu kutu içinde bir basınca sahiptir ve bu basınç ile bir denge oluşturur. Eğer basıncı çok yüksek olursa kan
gelemez ve beyin kansız kalarak hasara uğrar.

En sık kimlerde görülür ve hastaların yakınmaları veya semptomu ne olmaktadır?

Beyin hipertansiyonunun en sık yakınması orta yaş veya genç kadınlarda görülür ve baş ağrısı ile birlikte körlüğe kadar varan sıkıntılar yaratır. Körlük birden oluşmaz baş ağrısı
epizodları sonrası yavas yavaş görme alanı dediğimiz çevreyi daraltan sadece önünü görebilen ve yanlarını görmede sorun yaratan hastalar haline gelirler. Göz doktorları tarafından
yapılan periferik görme dediğimiz çevresel görme ile birlikte görme keskinliği bozulmaktadır.



Hastalar sabah uyandıklarında özellikle kafanın arka (oksipital) tarafında bir baş ağrısı
duyarlar. Bu baş ağrısı günün ortalarına doğru hafifleyerek kaybolur. Ancak oksipital bölgedeki “sabah baş ağrısı” kural değildir. Baş ağrısı günün herhangi bir saatinde ve başın
herhangi bir bölgesinde de ortaya çıkabilir. Hastalar baş dönmesinden de yakınırlar.

Bu belirti oldukça sık görülür. Bir diğer belirti ise kulak çınlamasıdır. Beyin kanamaları, felçler,
hafıza bozuklukları, karakter değişiklikleri de beyin hipertansiyonuun beyin yoluyla kendini ortaya koyduğu belirtilerdendir. Basınç artışı nedeni ile gözün retina tabakasındaki
atardamarlarda daralmalar ve ödemler görülebilir. Ağır vakalarda “Papilla” ödemi gelişir.

Beyin hipertansiyonu hayati tehlike yaratır mı?

Evet, hipertansiyon (beyin hipertansiyonu), insan sağlığını ciddi fakat sinsi bir biçimde tehdit eden bir durumdur. Başta görme yokluğu yanı KÖRLÜK yaratır. Bu hastalar yıllardır baş
ve boyun ağrısı kollara kadar inen ağrılar ve kusmalarla karakterize çok geniş bir yelpaze çizerek kendilerini belirlerler veya uzun süre hiç tanı konamaz.

beyin hipertansiyonu için tanı kriterleri tam olarak belirtilmiş midir?

Bu hastalığın tanısı için 5 kriter şu şekilde tanımlanmıştır.

1. Eğer bulgu veya belirtiler varsa, sadece yaygın intrakranyal hipertansiyonu veya görme sinirinde ödem göstermelidir.
2. İntrakranyal basınç yan yatar pozisyonunda yüksek (>250 H2O) bulunmalıdır.
3. Beyin suyu incelemesi normaldir.
4. Tipik vakalar için MR de veya kontrastlı tomografi incelemesinde hidrosefali, kitle, yapısal veya vasküler bir lezyonun kanıtı yoktur, diğer tüm hastalar için MR venografi
yapılmalıdır.
5. Beyin hipertansiyonun başka bir nedeni gösterilememiştir



Hangi teşhis yöntemleri ile bu hastalığın tanısı konmaktadır? Beyin MR tetkiki bu hastalık hakkında bilgi verebilir mi?

Beyin hipertansiyonu olan hastaların en sık şikayetleri baş ağrısı olduğunu söylemiştik. Bu nedenle bu hastalara sıklıkla doktorlara tarafından beyin MR tetkikleri yapılmaktadır ama
çoğu zamanda beyin MR normal çıktığından doktorlar tarafından beyninizde bir şey yok tertemiz laflarını işittikten sonra hastalara uzun süre tanı konamamaktadır. Bu nedenle baş
ağrısı olan ve hiçbir şekilde geçmeyen görme problemleri olan hastalara özellikle de genç kadınlarda aksi ispat edilene kadar beyin MR tetkiki normal olsa da beyin hipertansiyonu
hastası olarak kabul edilmelidir.

Beyin beyin hipertansiyonuu kendisi bir hastalık değil, vücutta gelişen bazı hastalıkların yarattığı sonuçlardan biridir. Ancak beyin tansiyon geliştikten sonra kendisi de birçok
hastalıkların başlıca nedenini oluşturmaktadır. Beyin Hipertansiyonuna halk arasında büyük bir sıklıkla rastlanmamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, halkın % 10-15′inde
tansiyon hastası olduğu bilinmesine rağmen beyin hipertansiyonu bu rakamın sadece 1000/1 kadar olduğu saptanmıştır. Beyin Hipertansiyonu kesinlikle yaşam kalitesini ve
konforunu beklide süresini kısaltmaktadır. Tansiyonun yüksekliğiyle yaşamın kısalması birbirine paralellik göstermektedir.

Hipertansiyon alakalı bir durum söz konusu mudur?

Bilindiği gibi kalbin kasılması (yani sistol) sırasında saptanan kan basıncı değerine “Sistolik tansiyon” denilmektedir. Sistolik tansiyon halk arasında, “Büyük tansiyon” olarak bilinir.
Kalbin diastol denilen gevşeme döneminde saptanan kan basıncı değerine ise “Diastolik basınç” denilmektedir. Diastolik basınç, halk arasında “Küçük tansiyon” olarak bilinmektedir.

İşte beyinde de aynı durum söz konusudur ve biz bu ölçümü direkt veya indirekt olarak değişik yöntemlerle tayın ederek beynin beyin omurilik suyu dolaşımı ve kan basını
arasındaki ilişkiyi tayın eden ölçümlere hastaları alarak bir sonuç çıkarıyor ve buna göre tedavi planlıyoruz.



Beyin hipertansiyonunun tedavisinde neler yapılmakta veya uygulanmaktadır?

Beyin hipertansiyonu özellikle damarları etkilemekte ve bunlarda artcrioloskleroz ve atheroskleroza neden olan faktörler de buna neden olabilmektedir bu nedenle beyin damarı
koruyucu tedavide uygulanmaktadır. Bu ise hastalarda, beyin hipertansiyonuun hazırlayıcı etken olarak rol oynadığı belirtilere yol açmaktadır. Hipertansiyonun en sık ve ciddi olarak
etkilediği organların başında, kalp, beyin ve gözler gelmektedir. Bu organların etkilenmesiyle, hipertansiyonu düşündürecek olan diğer belirtiler ortaya çıkmaktadır.

Hipertansiyonun hiçbir belirtisi yalnız kendisine özgü değildir. Hipertansiyonun belirtilerini, etkilemiş olduğu organa göre ayrı ayrı ele almayı uygun buluyoruz. Neden kalp etkilenmektedir sorusunun
yanıtı kalp sürekli bir basınca doğru çalıştığı için yorulmaktadır ve bu da kalp yetmezliğine neden olabilmektedir. tansiyonun yüksek oluşu kalbin iş yükünü çoğaltır.

Myokard dediğimiz kalp kası artan bu iş yükünü karşılayabilmek amacıyla önceleri büyür (hipertrofi] ancak büyümüş olan kalp, bir süre sonra kendisini bırakır ve genişler (dilatasyon). Kalp
artık eskisi kadar güçlü kasılamaz, böylece yetmezlik belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Kalp kasının büyümesi, kalbin oksijen gereksinimini artırır. Buna karşılık, kalbin koroner
damarları artmış olan bu gereksinime yanıt verebilecek duruma gelemezler. Hele beyin hipertansiyonu nedeni ile koroner damarlarında athe-rosklerotik değişikliklerde gelişmişse,
bunun sonucu olarak koroner kan dolaşımı ileri derecede bozulur ve kalpte iskemik belirtiler ortaya çıkar.

Beyin hipertansiyonunu kötü yönde etkileyen faktörler.
1) Kadın olmak
2) Hipertansiyonun genç yaşta başlaması
3) Obez olmak
4) damar hastalıkları
5) kan hastalıklarının bulunması örneğin lösemi gibi
6) Doğum kontrol hapı kullanılması
7) Böbrek işlevlerinin bozulmuş olması
8} Beyin damarları ve beyin bozukluklarının gelişmiş olması
9) Gözün retina tabakasında damarsal bozuklukların yerleşmiş olması
10) Göz papillasının ödemli olması (papilla ödemi)

Kullanılan hangi ilaç veya ilaç benzeri maddeler bu hastalığa neden olmaktadır?

Kortikosteroid geri çekilmesi
Levonorgestrel
Danazol
Tamoksifen
Büyüme hormonu
Anabolik steroidler; danazol, stanozolol, testosteron
Oksitosin
Tetrasiklin ve benzerleri (minosiklin ve doksisiklin gibi)
Nalidiksik asit
Nitrofurantoin
İndometazin
Rofekoksib
Vitamin A
Retinol
Retinoidler
Lityum
Simetidin
Amiodaron
Bitki ve böcek zehirleri
Hangi hastalıkların varlığında bu hastalık daha sık görülmektedir?.
Venöz hipertansiyon
Serebral venöz tromboz
Superior vena cava sendromu
Kor pulmonale
Posterior fossa dural arteryovenöz malformasyonu Metabolik sorunlar
Renal yetmezlik
Diabetes mellitus
Demir eksikliği anemisi
Pernisiyöz anemi
Hiperkapni
Galaktozemi
Akçaağaç şurubu idrar hastalığı
Endokrinopatiler
Akromegali
Pituiter adenom
Cushing hastalığı
Polikistik over sendromu
Addison hastalığı
Gebelik, menstruel düzensizlik ve oral kontraseptifler
Hiper ve hipotirodizm
Hipoparatirodizm ve psödohipoparatirodizm
Kafa travması
Parainfeksiyöz veya immünolojik durumlar
Guillain-Barré sendromu
Poliomiyelit
HIV
Lyme hastalığı
Koksakivirüs infeksiyonu (veya Coxsackie virüs infeksiyonu)
Behçet hastalığı
Sistemik lupus eritematozus
Sarkoidoz
Ülseratif kolit
Kronik menenjitler Meningeal karsinomatoz
Gliomatozis serebri
Spinal tümörler
Obstrüktif uyku apnesi
Kesin tedavisi için neler söylenebilir?
Hastalık yok hasta vardır kuralı bu durum için çok uygundur bu nedenle tedavi hasta bazında özelleştirilmelidir.
Kadın hastalarda sıklıkla olan çok hızlı ve belirgin kilo artışı,
Görme siniri ödemi belirginliği,
Kurumuş görme siniri (atrofik tipte papilödem), subretinal hemoraji dediğimiz retina altı kanamaları,

ilk başvuru sırasında görme alanı kaybının varlığı ve sistemik hipertansiyon,
görme kaybı için bilinen risk faktörleridir.

Beyin basıncın uzun süre artmış olarak kaldığı durumlarda görme kaybına neden olacağı düşünülen durumlardır. Medikal tedaviye yanıt vermeyen olgularda veya görme alanı kaybı
ya da hızlı vizyon kötüleşmesi saptanırsa cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Bazı araştırmacılar operasyon kararının tamamen kantitatif görme alanı durumuna göre verilmesi gerektiğini
savunurlar, ama sıkı takip uygulanamıyorsa ve başağrısı durdurulamıyorsa da düşünülebileceğini savunanlar vardır.

Sebebi belli olmayan vakalarda hastalığın prognozu genelde iyidir
ve medikal tedaviyle birkaç ayda düzelme beklenir. Kronik vakalarda uzun süreli papilödemin yol açtığı optik atrofi ve kalıcı görme kaybı olabilir. Ağır olgularda ise hızlı ve progresif
görme kaybı gelişebilir ve cerrahi yöntemlerden de yararlanmayabilir.

Cerrahi tedavide doğru olan hangisidir? Belden mi yoksa beyinden mi şant takmak doğru olur?
Cerrahi tedavide amaç optik sinir başı ve lamina kribrozada dediğimiz alanda görme sinirinin üstündeki basıncı azaltmaktır.

Görme ve alan kaybı olan hastalarda tercih edilen cerrahi
yöntem optik sinir kılıf fenestrasyonu ve dekompresyonudur. Mediyal ya da lateral yaklaşımla orbita içinde optik sinire ulaşıldıktan sonra kılıf açılır. Son zamanlarda optik sinir
dekompresyonunun endoskopik yaklaşımla yapılması tercih edilmektedir. Bu cerrahi girişimin hangi mekanizmayla yararlı olduğu açık değildir, yalnızca göz siniri etrafındaki basınç
değil, kafa içi basıncında da düşme sağlanmaktadır.

Cerrahi girişimin bildirilen komplikasyonları; ekstraoküler kaslarda ve iris ve göz bebeği fonksiyon bozukluğu, vasküler oklüzyon,
yeni görme alanı defekti, orbital hemoraji, geçici körlük ve göz küresi delinmesi veya yırtığıdır. Yabancı bir cisim olmaması nedeniyle şanttan daha az komplikasyonu vardır, ancak
ciddi görme hasarları olabileceği ve etkisiz olabileceği de bilinmektedir.

Sürekli ve rahatsız edici başağrısı olan hastalarda lumboperitoneal (LP) şant dediğimiz belden karına akıtılan şant ile uygulanması tercih edilebilir, ancak fazla beyin suyu drenaj
nedeniyle tonsiller herniasyon ve intrakranyal hipotansiyon, yetersiz filtrasyon nedeniyle infeksiyon veya tıkanma, şant ucunun yer değiştirmesi, BOS kaçağı ve kist oluşumu gibi
komplikasyonları nedeniyle giderek daha az kullanılan bir tedavi yöntemidir.

Ventriküllerin küçük olması nedeniyle ventriküloperitoneal (VP) şant uygulamasının zor olması uzun yıllar
bu tedaviyi devre dışı bırakmış, fakat LP şant komplikasyonlarının fazla olması ve ventrikül boyutlarının önceden düşünüldüğü kadar küçük olmaması nedeniyle son yıllarda tekrar
gündeme girmiştir. Şantların problemi ciddi oranda yetersiz kalıp revizyon gerektirmeleri ve yüksek komplikasyon oranlarıdır. Nadiren değişik derelerde olmak üzere komplikasyonlar
yaratabilmektedir. Ancak, deneyimli bir beyin cerrahı tarafından yapıldığında sorunsuz bir şekilde hastanın görmesini kurtarmaktadır. İntrakranyal venöz stent uygulaması, venöz
darlık saptanan 12 hastada uygulanmış fakat yeterli bilgi birikimi olmadığı için henüz güvenilir bir tedavi yöntemi olamamıştır. Uygun vakalarda sisternal şant, subtemporal
dekompresyon ve özellikle beyincik fıtığı olan hastalarda suboksipital dekompresyon deden yöntemler tedavi amacıyla kullanılan diğer yöntemlerdir.

Cerrahi tedaviden sonra hastayı bekleyen riskler nelerdir, operasyon kaç saat sürmeketdir?
Çok azdır ve ortamla 1.5 saat ve genel anestezi altında ve ultrason kullanılarak yapılmaktadır.

PROF.DR.KADİR KOTİL



Kaynak : https://www.tavsiyeediyorum.com/makale_11205.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

4 × three =